Haydi kızlar okula! Bizler karanlıkta, iş çevirmeye alışmışız, beyaz örtü gözümüzü kamaştırıyor ,siyah saçını göster.!
Haydi kızlar okula! Veli çocuğunu gönder, yoksa ceza, baş örtülü gönderme, yine ceza.!
Haydi kızlar okula! Burda ilim değil, filim çevirecek manken eğitiyoruz, baş örtülü manken olunmaz.!
Haydi kızlar okula !Haykırıyorum! ben okumak istiyorum, duyun beni! kadın hakları savunucuları.!
Haydi kızlar okula! Kadın savunucuları ,sizden kocama karşı değil, okulumun karşında savunun beni örtü mağduruyum.!
Haydi kızlar okula! Kocaya karşı bin kanun değil ,başörtüsüne bir kanun ,çıkartmanızı istiyorum.!
Haydi kızlar okula !Bu yazdıklarımdan dolayı idam edin beni ,okuyup Alim olamayacam ,hiç değilse bu yolda şehit olurum, Kuldan korkmuyorsanız tan korkun.
Reziller görevlerini yapıyorlar.. Peki ya bizler? Adı müslüman olan bizler.. Lafı gelince mangalda kül bırakmayan bizler, üzerimize sanki ölü toprağı serpilmiş.. Bizler vazifemizi yapamasakta sen yine de üzülme
Ümitvar ol.. BACIM.. Unutma! tez geçer zulmün ezası. Sabretmeyi bileceksin tamam mı? Çevirmez ahını ALLAH öksüzün Pek basittir, devrilmesi köksüzün Her kim olsa haksızlığı haksızın Suratına çalacaksın tamam mı?
Yolunuz her zaman ALLAH yoludur! Bu öyle bir çileki, kökü şehid kanıdır! Hak haklının en mukaddes malıdır. Vermezlerse alacaksın tamam mı?
Yalana hayır, bu gerçeğe evet Mücadeleden yılma, kalsanda tek fert Birde ötesi var, buranın elbet, Nasıl olsa güleceksin... güleceksin... Güleceksin tamam mı?
hem madem ömür kısadır hem madem gayet luzumlu vazifeler çoktur hem madem hayatı ebediye burada kazanılacaktır hem madem dünya sahipsiz değil hem madem şu misafirhanei dünyanın gayet HAKİM KERİM müdebbiri var hem madem ne iyilik nede fenalık karşılıksız kalmayacak hem madem zararsız yol zararlı yola tercih edilir hem madem dünyevi dostlar ve rutbeler kabir kapısına kadardır
elbette en bahtiyar odirki dünya için ahiretini unutmasın ahiretini dünyaya feda etmesin hayatı ebediyesini hayatı dünyeviye için bozmasın malayani (lüzumsuz) şeylerle ömrünü telef etmesin kendini misafir kabul edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin SELAMETLE KABİR KAPISINI AÇSIN SAADETİ EBEDİYEYE (CENNETE) GİRSİN mektubat
allahu teala hepimizi bunları anlayıp idrak eden kullarından eylesin AMİN
Kerbela’da bir önder var. Küçücük bir yavru... Babası İmam Huseyn’in “hel min nasirin yensuruni..!” feryadına “lebbeyk” diyen bir kız çocuğu.. Yezid ordularına karşı dimdik duran bir kız çocuğu... Babası şehid olmasın diye kucağında kalkan olan bir kız çocuğu… Şehid çocuklarına ablalık ve koruyuculuk yapan üç yaşında bir kız çocuğu.. Kerbela’nın o kavurucu sıcağı altında susuzluktan dudakları çatlayan ama sabreden bir kız çocuğu..
Huseyn’in mihriban kızı Hz. Rugeyye..
Kerbela’da önce ağabeyi Ali Ekber, sonra amcası Hz. Abbas ve daha sonra da babası Eba Abdullah İmam Huseyn şehid düşmüştü..
Yezid ordusu arsızca, alçakça çadırlara saldırıyor ve gözlerini kırpmadan ateşe veriyordu.. Şehid çocukları büyük korku içerisinde kaçışmaktalar.. Elbiseleri ateş almıştı.
Hiç bir şeye acımayan Yezid ordusu Peygamber torunu Hz. Rugeyye’nin kulağından küpesini bile koparmaktan geri durmadı. Acılar içerisinde ağlıyordu Hz. Rugeyye, halası Hz. Zeyneb kucağına sığınmıştı.. Yezid ordusunun gözü o kadar dönmüştü ki Zeyneb’in kucağındaki Rugeyye’yi tekmeliyordu. Üç yaşındaki bu masum yavrunun her yeri mosmor olmuş, kulaklarından kan gelmişti.. Canı çok acıyordu.. Sadece, gelen darbelere karşı kolunu uzatarak savunmaya çalışıyordu o narin bedenini…
Hz. Rugeyye’nin bu darbelere karşı sabrı ve gücü vardı..
Ama..
Öyle bir an geldi ki, gözleri dönmüş bu zalimler Hz. Rugeyye’nin başından başörtüsünü almaya çalıştılar..! Hz. Rugeyye feryad ediyordu, yezid askerlerine:
“Babamı alın ama, başörtümü almayın…!”
Canlar o mübarek canına feda ey Hz. Rugeyye..!
Daha o küçücük yaşında gelecek nesillere kandil olan Huseyn’in mihriban kızı Rugeyye’ye selam olsun…!
Üç yaşlarındaki bu Ehl-i Beyt kandili, Allah’ın emri olan başörtüsü için, İslami hicabın muhafaza ve müdafaası için babasını bile kurban edebiliyor…!
Çünkü Allah’ın rızaiyeti oradaydı…
İnam Hüseyin Allah’ın rızaiyeti için altı aylık yavrusundan, İmam Hüseyin’in kızı Hz. Rugeyye de babasından geçiyordu…
Bizim canımızı alın…
Bizim babamızı alın…
Bizi zindanlara atın…
Ama..
Allah’ın emri olan başörtümüzü başımızdan almayın…!
Madem ki “her yer Kerbela her gün Aşura” diyoruz… O halde zamanın Kerbela’larında, Hüseyincesine bir adayış, Rugeyye gibi adananlarımız nerede…?
Zamanın Yezidleri başörtülerimizi alıyor, koruyanlarımız, savunanlarımız nerede..?
KERBELA ŞEHİTLERİ Kerbela Şehitleri! Kerbela, Irak’ın başlıca şehirlerinden biri olup, Bağdad’ın 100 km. cenubi garbisinde bulunur ve Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in türbesini ihtiva eder. Hz. Muhammed’in torununun başsız cesedinin gümüldüğü „Kabr el-Hüseyin“ ismi verilen yer, çok geçmeden, şi’iler için meşhur bir ziyaret mahalli oldu. İbnü’l-Esir’e göre, hicret’in 236 (M. 850) senesi Abbas’i halife Mütevekkil, Hz. Hüseyin’in mezarı ile etrafındaki bütün evlerin yıkılmasını emretmişti. Ayrıca mezar yıkıldıktan sonra, buranın sürülmesine, üzerine ekin ekilip sulanmasını istemiş ve halkın buraya gidip gelmesini de yasaklamıştı. Emniyet görevlisi halka ve bu yöredekilere seslenerek: «Üç gün içinde bu mezarın başında ve çevresinde gördüğümüz kimseleri alıp mezarda hapsedeceğiz!» diye duyuruda bulunmuş, halk da buradan kaçarak ziyareti terketmiş, nihayet mezarın yeri sürülmüş ve buraya ekin ekilmişti. Kaynak: İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.7, sa.52-54, B.Y. Hicret’in 352 senesi 10 Muharrem (M. 7 Şubat 963) günü, Deylem asıllı Muizz el-Davla Ahmet b. Ali’ye Büveyh, bütün Bağdad halkını dükkanlarını, çarşı pazarlarını kapatarak bütün alışverişi durdurmalarını; cadde, pazar ve sokaklara dükülerek giydikleri kaba çuldan elbiselerle ağıt yakmalarını, ayrıca kadınların da aynı şekilde sokaklara dökülüp, ağıtlar ve şiirler söyleyerek siyah elbiseler giymelerini, yaka paçalarını yırtarak ağlamalarını ve bu şekilde guraplar halinde şehirde dolaşmalarını, Hz. Hüseyin için matemle ağıt yakmalarını emretmişti. Halk bu emre uymak zorunda kalmış, hiç kimse bunu önleyerek sünnete uygun bir davranış yapmağa imkan bulamamıştı; çünkü Bağdad’daki Şiiler bir hayli fazla olduğu gibi, devrin sultanı da onlardan yana idi. Kaynak: İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.8, sa.473, çeşitli olaylar, B.Y. Hicret’in 353 senesi 10 Muharrem (M. 27 Ocak 964) gününde Bağdad’da bütün çarşı ve pazarlar kapatılmış, geçen seneki olaylar arasında kaydettiğimiz gibi, şi’iler muazzem merasimler yapmışlardı. Bu yılki merasimler sırasında şi’iler ile sünniler arasında şiddetli bir kavga meydana gelmiş, bu kavga sırasında bir hayli adam yaralanmış ve büyük ölçüde yağma yapılmıştı. Kaynak: İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.8, sa.481, çeşitli olaylar, B.Y. Hicret’in 358 senesi 10 Muharrem (M. 3 Aralık 968) günü Bağdad halkı artık edinmiş oldukları bir örf ve adet olarak, geçen yıllarda olduğu gibi, çarşı ve pazarları kapatmış alış-verişe son vermiş, yollarda ağlayıp sızlayarak Hz. Hüseyin için matemler yapmış, ağıtlar yakmışlardı. Kaynak: İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.8, sa.516, çeşitli olaylar, B.Y. Hicret’in 369 (M. 979) senesi Deylem asıllı Büveyh hükümdarı Azud el-Davla, Necef’teki Hz. Ali’nin mezarı ile Kerbela’daki Hz. Hüseyin’in mezarı üzerinede kubbeli türbe inşa ettirdi. Kaynak: İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.8, sa.609-610, B.Y. Yükarıda mevcut en eski eserde anlaşıldığı üzere, 10 Muharrem de şi’ilerin yaptıkları matem ayinlerinin, ilk defa olarak, Deylem asıllı Büveyh-oğulları zamanında görülmesi, matemin başlangıç noktası, Deylem adetlerinden çıkmış olduğu en önemli kanıtıdır. Nitekim şi’iler, hicret’in 61 senesi 10 Muharrem cuma (M. 9 Ekim 680) günü, Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit olması matemini, her sene o günü tecdit ederler, dövünür, hüzün ve keder izhar ederler.